NOGAY TÜRKLERİ BÜLTENİ
ANASAYFA DERNEĞİMİZ AVULLAR RESİMLER ANKETLER Z. DEFTERİ NOGAYTÜRKLERİ BÜLTENİ YARDIMLAŞMA_FONU

NOGAYSAAT

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Gazi Berat Hacım

Dr. H. Murat ARABACI

27 Mart 2006

Dr. H. Murat ARABACI

Bir Ömür Boyu Esaretten Kurtulma Mücadelesi Veren Yiğit: Doğu Türkistan Mücadelesinin Yaşayan Efsanesi :
 
GAZİ BERAT HACIM
 
Adı Berat Hacım. 1910 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrinde doğdu. 7- 8 yaşlarında medrese tahsili gördü. Bağımsızlık mücadelesine katıldı. Daha sonra Rusların yardımıyla bu devlet yıkıldı. Babası amcası başta olmak üzere aile fertleri Çinlilerce alıp götürüldü ve bir daha hiç haber alınamadı.
 
Babasının akıbetini sormak için gittiğinde onu da hapsettiler. Dayısı kefil olup hapisten çıkarttı. Ama daha sonra 1937'den 1940 yıllına kadar üç sene hapis yattı. 43'lü yıllarda tekrar ayaklanmaya katıldı. 1950 yılında kızıl Çin Doğu Türkistan'ı işgal ettikten beş sene sonra 1960 yılında hapsedildi. 1985 yılına kadar hapishanede kaldı. Çok zulüm gördü. 1985'ten 90 yılına kadar Kaşgar'a göz hapsinde tutuldu. Boynuna “Bu Pan İslâmist, Pan Türkist. Devlet düşmanıdır!” yaftası yapıştırılıp, tuvalet temizlettirildi. Sokaklar süpürttürüldü. 1993 yılanda bir yolunu bulup, Rusya üzerinden Kazakistan'a geçti. Yol parasını oradaki hemşerilerinden temin edip, Türkiye'ye geldi. Rahmetli İsa Yusuf Alptekin'in de yakın dava arkadaşı olan Berat Hacım, 93 yaşında hakkın rahmetine kavuştu.
 
Asla Kabul Etmiyorum.
 
Seksen yedi yaşındayım.
 
Hayatım hep zülüm ve işkence içinde geçti. Ama hiç bir zaman zulme ve işkenceye rağmen esareti, kula kulluğu kabul etmedim. Allah ömür verirse ölene kadar da müstakillik için mücadele edeceğim. Yani esareti asla kabul etmiyorum.
 
Tek Arzum.
 
İhtiyar mücahidin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Öyle bir an oluştu ki, ondaki hissiyatın yoğunluğundan tüylerim diken diken oldu. O zaman anladım aşkın ne olduğunu. Hele bu aşk hürriyet aşkıysa, vatan aşkıysa bir başka oluyordu. Ağlamaktan bu soruya cevap veremedi.
 
Cenab-ı Mevla'dan bu dünyada tek isteğim var. Ahir ömrümde, ruhumu teslim etmeden önce, Doğu Türkistan'ın müstakilliğini (bağımsızlığını) görmek istiyorum. Oradaki akrabalarımı, din kardeşlerimi ziyaret edebilmek. Onların sevinç naralarını duyabilmek istiyorum. Tek arzum budur.
 
Ah Keşke.
 
Bundan yaklaşık 55 sene önce, 1933'te Doğu Türkistan adıyla bağımsız bir devlet kurulmuştu. Bu bağımsızlık 1933'te kadar dört sene kadar devam etmişti. Ama ne yazık ki, Ruslarla anlaşan işbirliğine girdiler ve bu devletin bağımsızlığını aldılar.
 
Yaklaşık on sene sonra tekrar ikinci bir devlet kuruldu. Ne mücadeleler verildiğini kelimelerle anlatamam. Devletin de ömrü maalesef altı yıl sürdü. İşte bu altı içersinde kuzeydeki üç vilayetimizi kurtarabildik. Diğer on vilayetimizi kurtaramadan Ruslar'ın ihanetine uğradık tekrar. Bizi Kızıl Çin ile anlaşmaya zorladılar O bugüne hep ah keşke o ihaneti fark etseydik de on vilayetin onunu da kurtarabilseydik der dururum.
 
1930'lu yıllarda bir genel ayaklanma baş göstermişti. Ben o zaman bıyığı yeni terlemiş bir delikanlıydım. Bir ara gençlerin askere alınacağını bildirdiler. Ben de girdim... Askeriz ama silah nerde? Cephane nerde?.. Her birimizin eline, o zaman avcıların kendi elleriyle yaptıkları ve ''Ahut'' adı verilen bir avcı tüfeği ve bir de bıçak verdiler... Sanki biz savaşa değil de ava çıkıyoruz gibi... Ve emektar mücahitler, o ahutu ve bıçağı birer komando gibi nasıl kullanacağımızı öğrettiler günlerce her birimiz çelik yay gibiydik... Ve hepimizin hedefi Çinlilerle savaşarak da olsa bağımsızlığımızı elde etmekti...
 
Allahü ekber Allahü ekber... La ilahe illâllâhü vallahü ekber!.. diyerek savaştığımız günleri hiç unutmuyorum... Bu mücadelenin sonunda bağımsızlığımızı elde etmiştik ama neyleyim ki tez gitti elimizden.
 
Çok Sevindim
 
12 Kasım 1.933'te Kaşgar'da Doğu Türkistan'da İslam Cumhuriyeti kurulduğu zaman ben henüz 18-20 yaşlarında bir gençtim... Ne sevinçti o günler Allah'ım... Pare pare toplar atılmış, Gökbayraklar meşale gibi gönderlere çekilmişti... Bir delikanlı olarak esaretten hürriyete geçmenin mutluluğunu tatmayan kimseye anlatamazsınız...
 
Bağımsızlığa kavuştuğumuz o güne bizzat şahit olmuştum... Bir o gün çok sevindim... Birde, 1943'te Doğu Türkistan'ın kuzeyindeki Anter bölgesinde bağımsızlık hareketleri başladığı zaman o hareketlere katıldım... 12 Kasım 1944'te Mareşal Ali Hatıra başkanlığında kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetinin kuruluşuna şahit oldum... Hayatta en sevindiğim iki büyük olay, bu iki kez kazandığımız bağımsızlık olayıdır...
 
Çok üzüldüğüm iki olay da, kurulan bu devletlerin Rus ihaneti sebebiyle yıkılıp kızıl Çin'in esaretine girmiş olmasıdır... Ah ne zülüm gördük o yıllarda... Hapishanelere tıkıldık birer birer... Bizzat ben bir çeyrek asır hapishanede zulüm ve işkence gördüm... Dile kolay, 25 sene... Yapılan işkencelerden yalnızca birini anlatayım... Gerisini siz hayal edin...
 
Bir gün Çin zindanlarında rüya görmüşüm.. Rüyamda kahraman yiğitlerimizden, ileri gelen komutanlarımızdan Sadır Pehlivan diye bir zatın hareketleriyle coşmuşum... Uyandığımda Çin hapishanesinde olduğumu bile düşünmeden koşak dediğimiz kahramanlık türküleri hay- kırmaya başlamışım...
 
İçeri giren Çin askerlerinin dipçikleriyle kendime geldim... Askerler ellerimi ayaklarımı zincire bağladılar... İki asker, kıpırdayamayacağım şekilde kafamı yere eğip öylece derdest ettiler beni... Bir Çin askeri de, sırf keyif olsun diye kafama pisledi... Bırakıp gittiklerinde, elim ayağım bağlı olduğu için birkaç gün o pisliği yıkama imkanım olmadı... Bu işkence günlerini hatırladıkça bugün halen zindanlarda zulüm gören soydaşlarımı hatırlıyor ve çok üzülüyorum... Kahroluyorum...
 
Bir Hatıra
 
1994 yılında hacca gittim çok şükür... Bu arada baktım ki, Doğu Türkistan'dan üç dört bin civarında hac için gelen din kardeşlerim var... Nasıl sevindiğimi anlatamam... Ama yanlarına gittiğimde sevincim bir anda hüzne dönüştü...
 
Çünkü çadırlarının tepesinde orta yerde, üzerinde beş sarı yıldızlı kızıl Çin bayrağı dikili durmuyor mu? .. Kan beynime sıçradı... O mübarek beldede hem de bizim insanımızın çadırlarında o bayrağın asılı durmasına tahammül edemedim...
 
Derhal bayrağı indireceğim ama, bayrağın çadırda dikili olmasını sağlamak için birkaç tane Afrikalı işçi kiralamışlar... Onlar varken bayrağı indirmek mümkün değil... Gece yarılarına kadar uyumadım... Gayem bu kızıl Çin bayrağını indirip, yanımda götürdüğüm Gök bayrağı çadıra dikmek...
 
Ancak yaşlıyım, bu işi tek başıma yapmam mümkün değil... Gece onlar dinlenmeye çekilmişlerdi... Zaten gece yarısı kızıl bayrağın indirilip başka bir bayrağın dikileceğini de hiç akıl etmiyorlardı... Birkaç genç çağırıp kendilerine Gökbayrağı vererek rica ettim:
 
-Haydi gençler, indirin o bayrağı da, dikin kendi bayrağınızı!..
 
Gençler benim azim ve gayretimle heyecanlanmışlardı... Kısa sürede kızıl bayrağı indirip, yerine gök bayrağımızı diktirdim... Yüreğime su serpilmişti... Sanki o an için bütün Doğu Türkistan halkı hürriyetine kavuşmuştu... Bağımsızlığa susamış bir insanı kendi bayrağının dalgalanmasını görmek kadar ne mutlu edebilir ki? .. Sabaha kadar gök bayrağın dalgalanmasını seyrettim... Sabahleyin uyanan görevliler şaşırmışlardı... Baktılar ki kızıl Çin bayrağının yerinde Gökbayrak var... Hemen bağırıp çağırmaya başladılar...
 
-Burası Müslüman bir ülke!.. Burası mübarek bir yer... Bu yerde kızıl , Çin'in bayrağının ne işi vardır!.. Bu gördüğünüz Gökbayrak, şu anda hac farizası için gelen insanların kendi öz bayraklarıdır... İndiremezsiniz... ."İndirirdin, indiremezdin'' derken aramızda başlayan mücadele, Suudi Arabistan askerine kadar intikal etti... Askerler gelip de ne olduğunu sorduklarında onlara da aynısını anlattım. -Burası mübarek bir belde... Bu yerde İslamiyet'le alakası olmayan bir ülkenin bayrağı değil, Doğu Türkistan'dan gelmiş bu insanların kendi öz bayraklarının asılı olması lazımdır... Müslümanlara zulmeden zalim bir devletin bayrağının bu ibadet mevkiinde dalgalanması dinimizce de caiz değildir...Bizim mücadelemiz budur...
 
Suudi Arabistan askeri , "Burada hac zamanı, böyle şey olmaz... Çadıra gelin orada konuşun! Kavga etmeyin!.. " diyerek aramızı açtılar… Bana da bir şey yapmadılar... Bu sayede Gök bayrağımızı dalgalandırmak nasip oldu... Hiç unutmuyorum... 27.03.2006

Bu haber 1363 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KÖŞE YAZILARI

Nogay Halkım Tileymen.08 Mayıs 2014


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi