NOGAY TÜRKLERİ BÜLTENİ
ANASAYFA DERNEĞİMİZ AVULLAR RESİMLER ANKETLER Z. DEFTERİ NOGAYTÜRKLERİ BÜLTENİ YARDIMLAŞMA_FONU

NOGAYSAAT

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Ahmet'in Günlüğü

Eyüp PEKCAN

05 Eylül 2009, 05:17

Eyüp PEKCAN

Geçenlerde bir toplulukta arkadaşın birisi "Eyüp Abi artık Nogay Bülteni’nde niye yazmıyorsun, yazılarını beğenerek okuyorduk" dedi. Birileri tarafından beğenilmek güzel şey dedim ve arkadaşın bu sözü hoşuma gitti. Bu arkadaş için ve başkalarının da beğenerek okuyacağını ümit ederek, ben de Ahmet’in başından geçen hastalık hikayesini yazayım dedim. Bütüküy de maktavga kelemen ya… (1)
 
Ahmet Bey devlet memuru idi ve sürekli yazışmalar ve kayıt yapmak için bilgisayarın başında oturuyordu. Son zamanlarda gözleri yazıları güzel seçmemeye başlamıştı. Bunun için bir göz hastanesine sevk alarak tedavi olmaya karar verdi. Göz hastanesine muayeneye gitti ve muayenesini oldu. Doktor senin göz kusurunu tedavi edemeyiz, sen de ya yüksek tansiyon ya da şeker var, göze gelen kılcal damarlardan birisi yırtık dedi. Bunun üzerine eve gelen Ahmet biraz düşündü ve şeker hastası olan bir yakınına telefon etti, şeker hastalığının belirtileri nelerdir diye sordu. Gece birkaç kere idrara çıkmak, damakta kuruluk diye cevap alınca Ahmet dedi ki, tamam, ben şeker hastasıyım yarın bir sevk daha alayım tedaviye başlayayım... Bir süre sonra eczanelerde şekeri ölçtüklerini öğrendi, koşarak eczaneye gitti ve şekerini ölçtürdü. Şekeri 90 çıktı ki tam ideal şeker ölçütü. Tansiyonunu ölçtürdü 18-11 çıkınca, tansiyon hastası olduğu meydana çıktı. İş Arkadaşları Ahmet’e dedi ki, senin moralin bozuk, araban çalındı ya, sen ona üzülüyorsun birkaç gün işe gelme, iyileşirsin, işi biz idare ederiz dediler. Ahmet birkaç gün işe gitmedi fakat yine tansiyonu 18-10 civarında seyrediyordu. Bunun üzerine, bir hastanenin acil servisine gitti. Hastanede iğne yaptılar dil altı verdiler bir türlü tansiyonu düşmedi, müşahade odasına alarak serum bağladılar ancak 4-5 saat sonra 16-10’a düştü ve bizden bu kadar, biz bu kadar düşüre biliriz diyerek kapsamlı bir sağlık merkezinde muayene olması önerildi. Acilde kaldığı 4-5 saatlik süre içerisinde iş arkadaşları hastaneye seferber oldular, hatta birisi gömleğinin cebindeki sigarayı aldı ve yok etti. Ahmet hastaneden çıkınca sigara içmek istedi, bi sigara bulamadı. O gün bu gündür cebine çok şükür sigara girmiyor.
 
Ertesi günü mesai arkadaşı Abdulvahap, Ahmet Bey benim dahiliyeci doktorum var, ben seni muayene ettiririm dedi. Ahmet Abdulvahab’ın doktoruna muayene oldu, durum çok vahim olduğu ortaya çıktı. Kandaki büyün değerler birbirine karışmış, mesela kraetenin 7,00 üre 60 olduğu görüldüğünden Ahmet’in böbrek hastası olduğu meydana çıktı. Tahlil sonuçlarını alıp Koçhisarlı Doktor Bekir Güler’e gösterdi, O da hemen ya Gazi ya da Atatürk hastanesinin nefroloji bölümüne gitmesini söylemişti. Ahmet hiç duymadığı nefroloji kelimesini bir kenara not etti, unutmamak için… Daha sonra Başkent Hastanesi’nde muayene oldu, yine böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Başkent Hastanesinde yatma işleri başlatıldı, fakat yatış gerçekleşmedi.
 
11/05/2009 tarihinde Ahmet, eniştesi Çorumlu Hacı sayesinde Gazi Hastanesi’ne yatırıldı. Hacı çevresinde sevildiği gibi, hastane personeli tarafından da çok seviliyordu. Hacı eniştesinden Allah razı olsun, Ahmet ömründe hastaneye gidip muayene olmuş birisi değildi. Hacı olmasa, ne hastanede muayene olabilirdi, ne de hastaneye yatabilirdi. Birkaç gün ara yoğun bakım bölümünde yattı. Ahmet hastalığı bir türlü kabullenemiyordu. Yanında yatan yaşlı hastalar için, “bunlar sabaha çıkmaz ölür, ölse ben ne yaparım, ölünün yanında sabaha kadar nasıl duracağım” diye düşünüyordu. O yaşlı hastalar birkaç gün sonra taburcu olup olup gitti, Ahmet hastanede kaldı, o yaşlı hastalar iyileşip iyileşip taburcu olunca, bu sefer ben niye iyileşip taburcu olamıyorum diye Ahmet paniklemeye başladı.
 
Ahmet birkaç gün sonra kendi bölümünün koğuşuna geçti. Üç kişilik odada diğer hastalarla güzel arkadaşlıklar kurdu. Askerlik arkadaşı gibi hastane arkadaşlığı da farklı olduğunu öğrendi. Ahmet hala hastane arkadaşları ile irtibatı kesmedi, sürekli irtibat halinde arkadaşlığını sürdürmektedir. Arkadaşının birisi Emin Amca idi. Emin Amca ile meshep farkı olsa da çok güzel anlaştılar. Hanımı Server Teyze aylardır Emin Amcanın yanında refakatçi kalmış, evini çok özlemişti. Ahmet’in refakatçisi Uğur, Server Teyzeyi evine dinlenmesi için gönderdi. Server Teyze 2-3 gün hastaneye gelmedi . Artık Emin Amcaya da Uğur refakatçilik yapıyordu. O günden sonra Uğur, onların bir numaralı adamı olmuştu. Diğer hastanın ise Ankara at pazarında çanta dükkanı olup, hala görüşmektedirler. Uğur’dan Allah razı olsun, hastanede herkese çok iyi bakmıştı.
 
Serumun asılı bulunduğu askı ile beraber idrara çıkılıp gelip tekrar yerine konuluyordu. Hastanın idrarı geldi mi hadi bakalım tuvalet yoluna bir elinde serum askısı, bando şefinin sopası gibi sanki merasime gider gibi wc yolu tutuluyordu. Daha sonra bu soruna Uğur çözüm buldu. Serumun vanasını kapatıp vidayı açıyor ve serbestçe dışarıya çıkmaya başlamışlardı. Bunu Çorumlu bir hemşireden öğrenmişlerdi. Hanım hanımcık bir hemşire, amca serumu çıkarıyım sen biraz gez moralin düzelsin dedi. Daha hastanenin girişini bilmeyen Ahmet onun sayesinde etrafı tanımıştı. Bir de balık etinde stajyer doktor adayı vardı. Çok iyi niyetli olmasına rağmen çok heyecanlı gözüküyordu. Ahmet’in sol koluna diyaliz için fistül açılacağından koruma altına alınmıştı. Bu koldan ne kan, ne tansiyon alınıyordu. Sağ kolunda damar yolu açılmıştı ve 3 günde bir değişiyordu. Sağ kol biraz şişkindi. Bir keresinde tombul doktor koldan kan almak için damarı bulamayıp, şırıngayı kolun içinde karıştıra karıştıra yatağı tüm kan yapmıştı. Ahmet bu acıya iyi dayanmıştı. Başkası olsa belki doktora kızardı. Ama Ahmet düşmüşüz bir kere eline deyip sabretti. 5 dakika sonra gelen hemşire ise yine kan alacaktı. Yine mi canı acıyacaktı acaba. Çaresiz elini uzattı ama hemşire işin ehliymiş doktorun bulamadığı damarı bularak hiç hissettirmeden kanı almıştı.
 
Doktorlar sürekli vizite gelip gidiyor, Ahmet’in durumunda bir gelişme görülmüyordu. Gelen doktor senin böbreğin çalışmaz, biran önce diyaliz işlemlerine başla diyorlardı. Bu sözlere Ahmet çok üzülüyordu. Sanki dünyası başına yıkılıyordu. Makineye bağlı bir insan mı olmuştu acaba. Ahmet çok zor günler yaşıyordu. Doktorlar gittikten sonra mp3 çalarını açar…
Trene bindim de tren salladı
Zalim doktor da ciğerime elledi.
İyi olursun diye de köye yolladı.
Söyleyin anama anam ağlasın
…diye sürüp giden Keskin türküsünü dinleyip dinleyip ağlıyordu. Acaba iyi olamayacak mıydı? Kısa sayılacak ömrü, çocukluğu, gençliği, yapılan iyilikler, kötülükler bir anda film şeridi gibi gözünün önünden geçivermişti. Hayatın boş olduğunu anlamıştı. En yakın akrabasının bir söz vermesi bu söz üzerine Ahmet’in hayaller kurması umutlar beslemesi daha sonra akrabasının sözünden vazgeçmesi umutlarının hayallerinin yıkılması gibi bir sürü olayı bir anda hatırlayıvermişti. Ama Ahmet kendi adına herkese hakkını helal etti. Zaten amaç, Ziya Paşa’nın dediği gibi; şu gök kubbede baki kalan hoş bir seda bırakmak değil miydi?
 
Ahmet’in hastalığına en çok anacığı üzülüyordu, bir de Saylı Kartabası. Sürekli dualar ediyorlardı. Ahmet’in karşısına Türkiye’nin en iyi nefrologu çıkmıştı. Belki de bu iki yaşlı insanın duası vesile olmuştu, bu karşılaşmaya. Doktor sen taburcu ol, ben seni iyileştirmek için uğraşacağım, senin hastalığın yüksek tansiyona bağlı Kronik böbrek yetmezliği, tansiyonunu kontrol altına alırsak böbreklerin çalışır dedi. İşin ehli olduğu besbelliydi sürekli yurt dışına seminerlere gider branşında ülkeyi temsil edermiş. Ülkemizde tıbbın Avrupa’dan ileride olduğunu duymuştu, o doktor da teyit etti. Atatürk de “Beni Türk hekimlerine emanet edin” diyerek tıbba ta o yıllarda önem vermemiş miydi?
 
Ahmet o günü taburcu oldu. Hastaneye kendi isteğim ile taburcu oluyorum diyerek bir yazı bıraktı ve evine geldi. Eve gelince biraz korktu. Çünkü rahatsızlanırsa yanında doktor yok, hemşire yok. Bir gün geçince bu korkuyu da atlattı. Biraz da insanların hastalıkları psikolojik olduğu kanaatine vardı.
 
Hastaneye, eve sürekli geçmiş olsun ziyaretine gelenler olmuştu. Önemsenmek, hatırlanmak güzel şeydi. Ayrıca telefon ile geçmiş olsun dileklerini belirtenler oluyordu. Ahmet’i bu temenniler çok mutlu ediyordu ona doping oluyordu. Ahmet duygusal biri olduğu için bazı ziyaretlerde veya daha sonrasında gözü yaşlanıp, kılışgırdan cavun kelevyadandı.:) (2) Tabi ki bu göz yaşları üzüntü göz yaşı değildi. Acılar paylaştıkça azalır, sevinçler paylaştıkça çoğalır. Ahmet acısını paylaşan herkese teşekkürünü bir borç biliyor. Belki de bu moralle hastalığı iyileşme yönünde bir seyir göstermiştir. Ahmet çevresinden özellikle mesai arkadaşlarından aldığı moral ile hastalığın iyileşmesinde büyük bir mesafe katetmiştir. Bir de hastaneye ziyarete gelen bacısının öğrettiği “Rabbi enni meseniyet durri ve ente erhamürrahimin” bu kısa duayı okuduğunda kendini güvende hissediyordu. Şu anki değerlere bakıldığında; kratenin 2.72, üre 40 sedimantasyon 40’a inmiştir. Doktoru bile bu gelişmenin bindebir gerçekleşen güzel bir olay olduğunu söylüyor. Doktoru bazen senin hastalığını kronik 1 ay sonra olmasa 1 yıl sonra mutlaka sen diyalize gireceksin diye olumsuz konuşsa da Ahmet hastalığı ile mücadelesini etmeye devam edecektir. Olumsuz bir gelişme olup rahatsızlanacağını düşünerek, diyalize girmek için koluna fikstül de açtırdı. İnşallah diyalize gerek kalmadan iyileşecek.
 
(1) Bütüküy maktavga kelmek : Bu günkü sokak ağzı ile biraz gaza gelmek.
 
(2) Kılışkırdan cavun keledı : Kılışkır, Akin Köyünde bir mevki. Genellikle bol ve bereketli yağmurlar Akin’e bu bölgeden gelir. Eskiden iki çocuk dövüştüğü zaman birisi ağlamaklı odlumu “ene kılışkırdan cangur kelyatır” derlerdi.
 
Gönül tahtı
Çalab Çalab'ın gönüle baktı
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar ise.
Yunus Emre
 
(Kalb Allah'ın tahtıdır ve Allah kalblere bakar. Kim bir kimsenin kalbini kırar ise O, bu dünyada da öbür dünyada da kötülerdendir.)

Bu haber 1842 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KÖŞE YAZILARI

Nogay Halkım Tileymen.08 Mayıs 2014


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi