NOGAY TÜRKLERİ BÜLTENİ
ANASAYFA DERNEĞİMİZ AVULLAR RESİMLER ANKETLER Z. DEFTERİ NOGAYTÜRKLERİ BÜLTENİ YARDIMLAŞMA_FONU
deneme deneme deneme

NOGAYSAAT

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Nogaymı Tatar'dan çıktı, Tatarmı Nogay'dan?

Fatih POLAT

01 Ocak 2010, 14:22

Fatih POLAT

 
Hani kimsenin çözemediği ünlü bir bilmece vardır: ‘Tavukmu yumurta’dan çıktı, yumurtamı tavuk’tan?’ diye, aslında başlıktaki soru da öyle biraz. 2000li yılların başında, gözleri yeni yeni açılmaya başlayan, aklı yeni yeni ermeye başlayan bir gençtim... Nogay Türk’ü bir genç olarak, kendi içinde yaşadığım, büyüdüğüm toplum hakkında aklıma düşen ilk, en basit, cevabı kendimi tanımlayabilmem açısından en etkili soruydu bu... Fakat cevabını hala bulamadığım, okuduğum onlarca kitap, makale, konuştuğum bir çok önemli bilim adamı, büyüğüm vs. olmasına rağmen, cevabını bulamadığım tek soru... Eminim ki, bir çok Nogay ve Tatar, benim cevabını aradığım bu sorunun sonucunu merak ediyorlardır. Bazıları da kendi aidiyet hissiyatına göre, ‘Nogaylar Tatardır’ yada ‘Tatarlar Nogaydır’ diyebilir elbet. Keşke cevap bu kadar kolay olsa... Sakın yanlış bir beklenti oluşmasın içinizde, bu soruyu malesef bu makale ile cevaplandıramıyacağım, çünkü cevabını bende tam olarak bilmiyorum. Bu uzunca makalenin amacı biraz ‘sesli düşünmek’ ve ben düşünürken sizleri de bu konu hakkında, bazı bilgiler ışığında düşünmeye sevk etmek. Konuya hakim olmak veya objektiflik gibi bir iddiam yok elbette, sadece kendi bildiklerim üzerine bina ettiğim, yarı bilimsel bir makale denememi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yarı bilimsel diyorum çünkü bu makalede yazıya döktüğüm tezleri ve bilgileri tek tek kaynaklandırma olanağına sahip değilim, yinede burada kullandığım yazı metodu bilimsel özellikleri barındırmaktadır.
 
Öncelikle kısa bir durum değerlendirmesi yapalım: Dil bilimi bakımından Nogayca ve Tatarca(lar), hem Kazan hem Kırım Tatarcası, Türk dilleri (lehçeleri) içerisinde Kıpçak Türkçesi grubuna girerler. Yani dil bakımından birbirlerine çok yakındırlar. Kültürel bakımdan da, Kırım Tatarları ve Nogaylar arasında yine benzer bir yakınlık vardır. Şir (Çiğ) böreğin ayranlamı yoksa Nogay çayıylamı içilmesi gerektiği gibi birkaç ayrışma dışında, pekte öyle büyük bir farklılık yoktur. Bu en azından Türkiye’de yaşayan Tatarlar ve Nogaylar için geçerlidir. Din, adet, töre, ahlaki değerler vs. gibi diğer kültürel alanlarda da yine bu iki topluluğu birbirlerinden ayırmak bir hayli güçtür. Görünüş ve biyolojik özellik olarak yine çekik gözlülük vs. gibi ortak noktalar vardır. Dolayısıyla ‘etnisite’ (dil, kültür, biyolojik özellikler ==> bunların toplamı) olarak Kırım Tatarları ve Nogaylar aynıdırlar diyebiliriz. Kazan Tatarları da bunlara yakındırlar, fakat kendilerine has bazı özellikleri olduğundan, bu grubu makalemin dışında tutmak istiyorum. Üstelik Türkiye’deki Nogayların birçoğu kendini en azından dışarıya karşı ‘Tatar’ olarak tanımlar, sadece aynı topluma ait insanların bulunduğu ortamlarda ‘Nogay’ olduğunu söyler. Kafkasya’daki Nogaylar da böyle bir durum söz konusu değildir, onlar ‘Tatarlığı’ bir ‘üst kategori’ olarak saymazlar. Bunun dışında Kırım Tatarları ve Nogaylar Türkiye’de, Kırım’da, Romanya’da ve birçok değişik yerde iç içe yaşayıp, birbirlerine karışsalarda, yinede kendilerini ‘Tatar’ ve ‘Nogay’ olarak aralarında ayırırlar.
 
Peki bu halde şöyle bir soru çıkıyor karşımıza: Bu ‘ayrışmanın’ sebebi nedir? Bu sorunun cevabı da tarihte saklıdır. Basitleştirerek anlatmak gerekirse şöyle diyebiliriz: Altın Orda diye bir devlet var (bugünkü Ukrayna, Kafkasya ve Kazakistanın batısını kapsayan), bu devletin üst kademesini ‘Türkleşmiş’, Cengiz Han sülalesinden gelen Moğol asıllı hükumdarlar oluşturuyor ve Altın Orda halkının büyük çoğunluğu Kıpçak Türk boylarından oluşuyor, ki bu boylar bugünkü Tatarların, Kazakların, Nogayların, Karakalpakların, Kumukların vs. ortak atası olarak görmemiz mümkün, zira o zamanki boy ve kabile adları bu Türk topluluklarının hepsinde hala mevcut. 13cü yüzyılın ortalarından itibaren ‘Nogay Han’ olarak tanınan bir kumandan, praktikte Altın Orda devletini yönetmesine rağmen, Cengiz Han soyundan olmadığı için devletin tahtına oturamıyor. Bu otorite kavgası da zamanla Altın Orda içinde bir iç savaşa neden oluyor ve bunun sonununca Nogay Han öldürülüyor. İşte ‘Nogaycılığın’ doğum noktası budur. Bu tarihten sonra Nogay Han’a bağlı olan kabileler ve boylar, kendilerine ‘Nogay Ordası’ diyerek, Altın Orda’dan bağımsız (yada yarı bağımısız) şekilde hareket etmeye başlıyorlar. Bir müddet sonra da Altın Orda devletide dağılarak, yerini üç yeni devlete ve birde bunların arasında kalan, özünde siyasi bir hareket olan, ordulaşmış bir topluluğa bırakıyor tarih sahnesindeki yerini: Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı, Astrahan Hanlığı ve Nogay Ordası. Nogay Ordası bir taraftan çeşitli zamanlarda bu devletlerle savaşıyor, kimi zaman bu devletlerin kontrolü altına giriyor, kimi zaman da kendi içinde bölünerek değişik tarafları destekliyor. Yani tekrar etmek gerekirse bu devlet ve toplulukların kaynağı bir. 16. yüzyılda Kazan ve Astrahan hanlıkları Rus hakimiyeti altına girdiklerinden, Nogay Ordası, Osmanlı hakimiyeti altına giren Kırım Hanlığına direk yada dolaylı yollardan bağlanıyor. Burada tabiki Nogaylığın ortaya çıkmasında önemli bir rolü olan İslam dini de yine önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor, zira Nogay Han’ın diğer Altın Orda hükumdarlarından ayıran ve iç savaşa neden olan sebeplerden biri de kendisinin Müslümanlığı seçmesidir. Bu tarihten sonra Kırım’da yaşayan Tatarların ve Nogayların kaderi de büyük ölçüde birleşmiştir diyebiliriz. Sonraki yüzyıllarda, Kırım Hanlığının da tamemen Rus hakimiyetine girdiği 19. yüzyıl ortalarına kadar, Kırım topraklarında Nogaylar ve Tatarlar birlikte yaşamışlardır.. Fakat Osmanlı hakimiyeti döneminde Kırım’a, özellikle güney kısmına, Oğuz kökenli Osmanlı Türkleri de yerleşmiş ve daha sonraki ‘Kırım Tatar’ fikrinin ortaya çıkmasıyla, bunlarda, asıl Kıpçak kökenli olan Tatar ve Nogaylarla birlikte, bu yeni siyasi kimlik etrafında birleşmeye çalışmışlardır. Bugünkü ‘Kırım Tatar’ topluluğuna da bakarsak bunun başarılı olduğunu söylemek mümkün. Ne var ki Anadolu’ya ve Rumeli’ye 1770lerden itibaren göç etmiş Nogay ve Tatarlar bu ‘Kırım Tatar’ fikri oluşmadan ve yerleşmeden ana yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlar. Bu yüzden bugün Türkiye’deki Nogay ve Tatarlar hala kendilerini tarif ederken, kendi topluluk isimlerini kullanırlar. Üstelik Kırım dışında yaşayan Nogay toplulukları da (Kafkasya Nogayları gibi) ‘Kırım Tatar’ fikrinden hiç etkilenmemiştir.
 
İşte karışıklığın ana sebebi de bu gibi görünüyor: ‘Tatarlığın’ üst kimlik olarak Nogaylar tarafından kabul edilmesi, yeni bir fikirdir ve siyasidir. Nogaylık da özü itibariyle siyasi ve ideolojik bir harekettir. Fakat ‘Kırım Tatar’ fikrinden daha eskidir. ‘Tatar’ kelimesi ise Altın Orda halkına dış kaynaklar (Ruslar ve Araplar başta olmak üzere) tarafından verilen isim olması sebebiyle sorunludur. Muhtemelen o devrin insanları kendilerini boy adlarına göre tanımlıyorlardı. Kısacası ne Tatar, ne Kırım Tatar nede Nogay isimleri etnik bir mana taşımazlar özlerinde. Tabi yüzyıllar sonra kendilerini farklı sözcüklerle tanımlayan, aynı etnik kökenden olan insanlar arasında bazı farklılaşmalar ortaya çıkmış. Dış etkenler de, devlet yapılanması kalmayan bu insanlar arasındaki bu farklılaşmaları daha da derinleştirmiş.
 
Benim kanaatim biz Tatarlar, Nogaylar, Kırım Tatarları olarak birbirlermizin kimliklerine saygı duymalıyız ve bununla beraber aynı etnik kökenden geldiğimizi de iyi kavramalıyız. Zaten bu konuda da herkes hemfikir gibi görünüyor, zira görünen köy kılavuz istemez. Fakat kendimizi tanımlarken, birbirimize bir diğerimizin isimini zorla kabul ettirmeye çalışmamalıyız. Genel çerçevede bakacak olursak, bunun ne kadar gereksiz olduğunu da görürüz, çünkü bizler, hem Nogaylar hem Kırım Tatarlar, zaten Türküz. Bu hem Türkiye’de yaşadığımız için vatandaşlık anlamında geçerlidir, hemde bilimsel olarak etnik aidiyet bakımından böyledir.
 
Son olarak bir Nogay olarak Nogaylarımıza seslenmek istiyorum: Tarihten bu zamana bizler özünde siyasi ve ideolojik sebeplerden Altın Orda’dan ayrılmış insanların torunlarıyız. Bu sebeplerin ne olduğunu bilirsek kendimizi daha iyi anlarız: Bizler Altın Orda’dan Han’ımıza bağlı olduğumuz için, yani sadakatimiziden dolayı ayrıldık, İslam dinini seçtiğimiz için ayrıldık ve tarih boyunca özgürlüğümüzü yabancılara kaptırmamak için mücadele ettik, savaştık, şehid edildik ve göç ettik. Yani Nogaylığın özünde sadakat, Müslümanlık ve özgürlük vardır. Bugün için bu etkenler bize yol gösterici olarak anlaşılabilir. Biz yine sadakatla içinde yaşadığımız toplumlarda ve devletlerde barış içinde yaşamalıyız, hizmet etmeliyiz, uyum sağlamalıyız, ahlaki ve kültürel değerlerimize sahip çıkmalıyız ve haksızlıklar önünde şereflice özgürlüklerimizi korumalıyız: İşte Nogaylık özünde budur...
 
30.12.2009 Fatih Polat
 

Bu haber 1547 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KÖŞE YAZILARI

Nogay Halkım Tileymen.08 Mayıs 2014


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi