NOGAY TÜRKLERİ BÜLTENİ
ANASAYFA DERNEĞİMİZ AVULLAR RESİMLER ANKETLER Z. DEFTERİ NOGAYTÜRKLERİ BÜLTENİ YARDIMLAŞMA_FONU

NOGAYSAAT

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Nogayların Neşeli Yılları

Akif KARA

24 Ekim 2010, 16:13

Akif KARA

 
Tuz Gölü ve Karacadağ nogaylarının en mesut, en bahtiyar hayat sürdükleri yıllar, benim de şahidi olduğum 1957-1975'li yıllardı. Zaten 1950 öncesi yokluk ve açlık yılları imiş, bizim yetişip konuşabildiğimiz yaşlıların iki duasının biri "o günler gitsin bir daha gelmesin"di! 50'li yılların başında Nogay köylerinin erkekleri ya şehirde yaşar veya diğer köylerde ırgat veya çobanlık yaparmış. 1950'de iktidar değişikliğinden sonra 1954 yılında köylerde toprak taksimatı yapıldı ve çiftçi köylüye tarımsal yardım yapıldı. Köylü de köyüne, evine dönüp ufak da olsa kendi tarlasını ekip biçmeye başladı. Sene 57'lere gelince artık köylü kendini toplayıp eski evinin yerine yeni evler yapmaya başladı, köylerin birçok evi 1955-1957 model aşağı yukarı aynı modeldir. İşte o günler başlayan, aile bireyleri bir arada köylü bir arada, artık gurbetçilik yok hatta artık kendi köyünde çalışan birçok yabancı insanlar var.
 
Yalnız Nogayları aldatan; o yılların verdiği rehavetten olsa gerek, çocuklarını okutma ya da bir sanata vermeyi düşünmemeleriydi. Bu da o günkü günleri hakikaten imrenilecek kadar rahat ve huzurlu idi, çünkü nüfus daha gençti ve azdı ama gün geçtikçe nüfus çoğalıyor küçükler büyüyordu, çünkü eskiden bir yılda dünyaya gelen çocukların yarısına yakını vefat ediyorsa şimdi belki çeyreği ölüyor, gitgide de ölüm oranı azalıyordu. Tıp artık birçok hastalığa şifa oluyordu. İşte bunun farkına varamayan büyüklerimiz 70'li yıllara gelince zorlanmaya başladılar, çünkü 1950 doğumlular artık evlenecek, ev lazım iş lazım artık, toprak komisyonunun dağıttığı 325 dekar tarla çoğalan büyüyen nüfusu besleyemez hale gelmişti. Çareler ararken zaten 65'li yıllarda başlayan Avrupa'da iş arama 70'li yıllara gelince bütün Türkiye'de olduğu gibi Nogay köylerinde de tek yegane umut kaynağı olmuştu. Ve yolculuklar yavaş yavaş başladı, 80'li yıllara kadar da sürdü bu arayışlar. Kimler geldi, kimler geri dönüp gitti, ne umutlarla gelindi ne buldu, bunlar ayrı konular. Biz dönelim Nogayların şen şakrak yıllarına, çünkü o yılların bir daha yaşanması mümkün değil, çünkü artık yedi devlete dağıldık, Avusturalya'sından Amerika'sına kadar.
 
55-75'yılları arasında Nogay köyleri adeta bir ara Osmanlının yaşadığı lale devri gibi bir devir yaşadı, çünkü hemen hemen köyün bütünü köyünde idi, birkaç tane devlet işine giren hariç. Onlar da köydeki Karayolları ve benzinlikte çalışanlardı, diğerlerinin hepsi aile ocağında kendi yağı ile kavrulan ve şikayetsiz bir hayat yaşayan insanlardı. Harman kalkar hemen köyün yarısı şehre "pırtı bızma" dedikleri kışa hazırlık yapmaya giderler, düğünlerin ekserisi Eylül 15-Aralık ayına kadar devam ederdi, köylerde davar-mal herkesin var, baharın köyde kurulan mandıraya sur satar daha sonra kuzusunu satar, tavuk-culuk bol ayriyeten kış için bir inek veya dana besiye alınır, Ocak 15-Şubat 1'de kesilirdi, o arada hindi koyun ayrı, düğünlerde hemen hemen 7 pare koyun insanları bir araya gelirdi, üç gün üç gece düğün yapılırdı.
 
Cenaze, taziye, mevlid kandillerinde yemek verme dini bayramlar ve Nogay kültürlerinden gelen gelenek göreneklerimiz bilfiil yaşanır ve yaşatılırdı. Mesela hıdrellez ayrı etkinlikti, kuzular, tatlılar, asker uğurlamak ayrı bir merasimdi. Biz 48 tertipler askere giderken mübalağa olmasın bir aya yakın evimizden yemek yiyemedik, her gün bir evde akşam, bazı öğlen.
 
Askerden gelince hochamedi bir ayrı. Köyden köye gezmeler kış günleri, köyden köye hayırlı olsun, gözaydın olsun, hacı uğurlama, hac hoşgeldisi, hepsi ayrı ayrı birer seremoni idi. Sözün kısası; kim ne derse desin, daha evveliyatını biz bilemeyiz zaten savaş sonrası, yani 1925 -1950 arası malum bir tek Nogaylar değil bütün Türkiye aç ve perişan.
 
Birileri diyebilir; şimdiki hayat daha iyi, inkar edilmez elbette, teknolojinin ve tıbbın geliştiği lüksün son haddeye vardığı bir devirde yaşıyoruz. AMA??? yüzde doksanı doğduğu yerde değil gurbette, aile ikiye, üçe, dörde bölünmüş. Belki eskisinden mali olarak refah düzeyi daha yüksek yaşam var ama insanlar eskisi gibi mesut değil; ya oğlu gurbette ya kızı gurbette. 4-5 senede anasını göremeyen bir kız, bir ana nasıl rahat nasıl mesut olur? İsterse her tarafı altına bezensin.
 
Bu günlük bu kadar, selam ve dua ile...
 

Bu haber 828 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KÖŞE YAZILARI

Nogay Halkım Tileymen.08 Mayıs 2014


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi