NOGAY TÜRKLERİ BÜLTENİ
ANASAYFA DERNEĞİMİZ AVULLAR RESİMLER ANKETLER Z. DEFTERİ NOGAYTÜRKLERİ BÜLTENİ YARDIMLAŞMA_FONU

NOGAYSAAT

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Ey Güzel Kırım

Dr. Fatih KARAYANDI

16 Ağustos 2006

Dr. Fatih KARAYANDI

Akmescit'te Tika'ya yaptığım ziyaret esnasında tanıştığım 76 yaşındaki Adjire nene bana gerçek kahramanların kim olduğunu tekrar hatırlattı. Evlerinden 5 dakika uzaktaki sağlık ocağına yanlarına refakatçi almadan gitmeyen Türkiyedeki yaşıtlarına inat, Semerkant'tan tek başına geldiği Akmescit'teki Tika bürosuna ev talebi için başvuruyordu.Sürgün sırasında 14 yaşında olan ve sürgünü bize ayrıntılarıyla anlatan Adjire nene bu yaşta dünyadan elini ayağını çekerek gözlerini öteki dünyaya dikmek yerine, yüreği vatan hasretiyle yanarak Özbek olan 80 yaşındaki kocasını da alarak Kırım'a dönmek istemekteydi. Hatta sürgün öncesi yaşadığı Kezlev'deki evini, içinde yaşayan Ruslardan izin alarak görmeye dahi gitmişti. Sonucu ne olursa olsun Kırım'a gelmek istemekteydi. ''Bizden bir isteğin var mı?'' diye sorduğumuzda sadece dua kitabı istedi. Ben nerede satıldığını sorduğumda mağrur bir şekilde; ''Burada satılsa bende alırım burada satılmıyor, sadece Türkiye'de var, onun için sizlerden istiyorum'' diyerek, sert bir cevap verdi. Belki Adjire nenenin sonu da İsmet Yüksel'in anlattığı Sudak yakınlarında yaşayan Ayşe nene gibi olacaktı. O da Ayşe nene gibi atıl durumdaki caminin bir köşesinde yataksız tahtanın üzerinde yatacak, su almak için çeşmeye gittiğinde Rusların saldırılarına uğrayacak ve su alamadan geri dönecek, zihinsel özürlü oğlununun dağdan topladığı kızılcıklarla birlikte kendinin topladığı böğürtlenleri satmak için haftada bir defa 35 km uzaktaki Sudak'a yürüyerek gidip geri dönecek ve bunun karşılığı 30-40 grivni (6-8 dolar ) kazanacaktı. Ama bu yaşadıklarına değecek bir kazancı olacaktı. En büyük hayaline kavuşacak yani öz vatanında, Kırımda yaşayacaktı.

Allah'ım ben mi çok duygusaldım yoksa yanımda kavga-döğüş götürdüğüm, giderken yol boyunca ''Bu kadar para ile Avrupa'nın kaç şehrini görebilirdik, burada ne işimiz var'' diye kafamı ütüleyen, sosyal demokrat bir aileden gelen ve halkların kardeşliğini savunan, 16 yıldır siyasi duruşunda hiç bir değişiklik yapamadığım ve evde devamlı haklarında konuştuğum için Kırım Tatarlarına antipati ile bakan fakat dönüş uçağında tasvip etmediğim halde uçaktaki Ruslarla çok konuşuyorlar diye kavga eden ve Türkiye'ye döndüğümüzde deyim yerindeyse ''Beni taç'a atıp'' ''Kırım için ne yapabilirim?'' derdine düşen eşim mi? 16 yıldır benim yapmak isteyip de yapamadığım değişiklik, Aluşta ve Bahçesaray yollarında üzerine Tarak Tamgalı bayraklar dikili evler yapmaya çalışan Tatarların durumunu görmesi, Hansaray'da yarım gün aylık 40 dolara çalışıp boncuk satarak geçimini sağlamaya çalışan çocuk doktoru Tatarla tanışması ve Azizler mezarlığını gezmesiyle kendiliğinden gelişmişti.
 
500 yıllık kutsal tarihi alanda bulunan üç adet türbeden birisi II. Muhammet Giray'a aittir. İkinci türbe olan Ahmet Bey'in türbesinin hemen yanında bulunan, sarhoş Rusların üzerine çıkarak sex yaptığı Minber'in tarihi fotoğraflarında tüm alanın mezarlık olduğu ve bir imamın her gün sabah namazından sonra buraya çıkarak tüm ölülerin ruhu için Yasin-i Şerif okuduğu bilinmektedir. Hemen aşağıda bulunan türbe ise evlerin arasında kaybolmuştur. Hele II. Muhammet Giray'ın türbesinin yola bakan bölümü Tatarlara olan kinin göstergesi olarak mermi delikleriyle doludur. Tuvalet ve ahır olarak kullanılan bu alanın Türkiye'nin dahi hiçbir şehrinde bulunmayan ( Bir şehirde toplam 10 türbenin bulunması ) türbe sayısı ve atalarımızın buraya olan yoğun ilgileri Unesco gözlemcisini dahi hayretler içinde bırakmıştır.
 
Geçmiş zamanda TV'de yayınlanan bir komedi programında, senaryo icabı Avrupa'dan gelmiş bir turisti yarışma programına çıkarmışlardı.Turist bütün sorulara ''İstanbul çok güzel, rakı-şiş kebap çok güzel, yine gelecek ben'' şeklinde cevap veriyordu. Hatta o dönemde bu bir slogan halini almış ve uzun süre vatandaşın dilinden düşmemişti. Benim kısa Kırım ziyaretimde de bana Kırım'ı nasıl buldun sorusu sıkça soruldu. Soranları üzmemek için inanmasam da Kırım çok güzel cevabını verdim. Eğer ben de turlarla Kırım'a gidip sadece tarihi ve turistik yerleri dolaşsaydım, hatta ''Biz buraya sadece turistik gezi için geldik'' diyerek azizler mezarlığını ziyaret etmekten çekinen bir diğer grup gibi davransaydım Avrupa'dan gelmiş ve sadece İstanbul'u görmüş fakat Türkiye gerçeğiyle yüzleşmemiş o turistten farkım kalmaz ve ben de ''Kırım çok güzel, Kırım Limonatası-Çiğ Börek çok güzel inşallah tekrar gelirim'' cevabını gönül rahatlığı ile verirdim.
 
Aslında ben Kırım'ı değil Kırım Tatarlarını görmek için oraya gitmiştim. Ama giderken aklımda çoğu kişinin yaptığı gibi oradan toprak alarak getirmek ve dedemin mezarına serpmek vardı.Lakin oradaki durumu gördüğümde ise Ruslar tarafından kirletilen bu toprağı almama kararı verdim. Ayrıca dedeme sitem ettim. Neden benim dedemde oradaki kahraman 300 bin Kırım Tatarının dedeleri kadar yürekli olamamış, neden bu toprakların bu pis millete, Ruslara kalmasına vesile olmuştu. Benim üzerime yüklediği yükün ne kadar ağır olduğunu görememişti. Belki de benim sadece nostalji olsun diye dedelerinin Kırımdan geldiğini söyleyen veya akşamüstü evde ne yemek var diye telefon açtığı sıradaki boş zamanında ''Acaba bugün Kırım grubundan bana ne mesaj gelmiş?'' diye maillerine bakan birisi olamayacağımı tahmin edememişti. Bu büyük vebalin farkına biraz geç varmış olabilirim lakin ömrüm yettiği müddetçe dedemin mezarına Ruslardan temizlenmiş Kırım toprağını getirmek için uğraşacağım.
 
Kırım Müftüsü Sayın Emirali Hoca kadar iyi niyetli de değilim. Bana ''Türkiye'de ne kadar Kırım Türk'ü yaşıyor?'' diye sorduğunda 4 ile 6 milyon civarındaki rakamı duyduğunda her evden bir kişi buraya gelse ''Kırım tekrar Türk yurdu'' olur demişti. Ben ona Kırım'ın Türkiyede yaşayan Kırımlılar için Reha Muhtar'ın göbeği kadar ilgi uyandırmadığını söyleyemedim. Ve diasporada yaşayan Kırım Türklerinin aslında ne kadar büyük vebal altında olduklarının farkında olmadıklarını da söyleyemedim.
 
Diaspora'da yaşayan herkesin bilmesi gerekir ki susuz ve gazsız evlerde yaşayan, hatta evi olmayan, Özbekistan'daki her şeyini satıp gelmiş ve dişiyle tırnağıyla yaptığı evin kendinin elinde de resmi belgelerin olmasına rağmen 1958 deki bir belge ile ortaya çıkan Rus'a verilmesi ve pişkin Rus'un bu eve yerleşmesi karşısında kahrolan Aluşta'lı Tatarın, parayla tutulmuş Kazakların saldırısında kafaları yarılan suçları sadece dedelerinin mezarını beklemek olan kahramanların bütün vebali bu yaşanalar karşısında nazik kıçlarını yumuşak koltuklardan kaldırmayan bizlerindir. Bana ister darılın, isterseniz benden nefret edin. Kırım hiç güzel değil ve son Rus da Kırım'ı terk etmedikçe benim için güzel olmayacaktır ayrıca bu saldırılar karşısında duyarsız kalan Diaspora'daki Kırım Tatarları da en az orada para karşılığı Tatarlara taş atan satılmış kazaklar kadar suçludur.
 
YAŞASIN GÜZEL KIRIM VE ÖZGÜR KIRIM TATARLARI

Bu haber 1091 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

KÖŞE YAZILARI

Nogay Halkım Tileymen.08 Mayıs 2014


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi